ELÇİLERİN İŞLERİ 17:10-34 - Compare All Versions

ELÇİLERİN İŞLERİ 17:10-34 TCL02 (Kutsal Kitap Yeni Çeviri 2001, 2008)

Kardeşler hemen o gece Pavlus'la Silas'ı Veriya Kenti'ne gönderdiler. Onlar oraya varınca Yahudiler'in havrasına gittiler. Veriya'daki Yahudiler Selanik'tekilerden daha açık fikirliydi. Tanrı sözünü büyük ilgiyle karşılayarak her gün Kutsal Yazılar'ı inceliyor, öğretilenlerin doğru olup olmadığını araştırıyorlardı. Böylelikle içlerinden birçokları ve çok sayıda saygın Grek kadın ve erkek iman etti. Selanik'teki Yahudiler Pavlus'un Veriya'da da Tanrı'nın sözünü duyurduğunu öğrenince oraya gittiler, halkı kışkırtıp ayağa kaldırdılar. Bunun üzerine kardeşler Pavlus'u hemen deniz kıyısına yolladılar. Silas ile Timoteos ise Veriya'da kaldılar. Pavlus'la birlikte gidenler onu Atina'ya kadar götürdüler. Sonra Pavlus'tan, Silas'la Timoteos'un bir an önce kendisine yetişmeleri yolunda buyruk alarak geri döndüler. Onları Atina'da bekleyen Pavlus, kenti putlarla dolu görünce yüreğinde derin bir acı duydu. Bu nedenle, gerek havrada Yahudiler'le ve Tanrı'ya tapan yabancılarla, gerek her gün çarşı meydanında karşılaştığı kişilerle tartışıp durdu. Epikürcü ve Stoacı bazı filozoflar onunla atışmaya başladılar. Kimi, “Bu lafebesi ne demek istiyor?” derken, kimi de, “Galiba yabancı ilahların haberciliğini yapıyor” diyordu. Çünkü Pavlus, İsa'yla ve dirilişle ilgili Müjde'yi duyuruyordu. Onlar Pavlus'u alıp Ares Tepesi Kurulu'na götürdüler. Ona, “Yaydığın bu yeni öğretinin ne olduğunu öğrenebilir miyiz?” dediler. “Kulağımıza yabancı gelen bazı konulardan söz ediyorsun. Bunların anlamını öğrenmek isteriz.” Bütün Atinalılar ve kentte bulunan yabancılar, vakitlerini hep yeni düşünceleri anlatarak ve dinleyerek geçirirlerdi. Pavlus, Ares Tepesi Kurulu'nun önüne çıkıp şunları söyledi: “Ey Atinalılar, sizin her bakımdan çok dindar olduğunuzu görüyorum. Ben çevrede dolaşırken, tapındığınız yerleri incelerken üzerinde, BİLİNMEYEN TANRI'YA diye yazılmış bir sunağa bile rastladım. Sizin bilmeden tapındığınız bu Tanrı'yı ben size tanıtayım. “Dünyayı ve içindekilerin tümünü yaratan, yerin ve göğün Rabbi olan Tanrı, elle yapılmış tapınaklarda oturmaz. Herkese yaşam, soluk ve her şeyi veren kendisi olduğuna göre, bir şeye gereksinmesi varmış gibi O'na insan eliyle hizmet edilmez. Tanrı, bütün ulusları tek insandan türetti ve onları yeryüzünün dört bucağına yerleştirdi. Ulusların sürelerini ve yerleşecekleri bölgelerin sınırlarını önceden saptadı. Bunu, kendisini arasınlar ve el yordamıyla da olsa bulabilsinler diye yaptı. Aslında Tanrı hiçbirimizden uzak değildir. Nitekim, ‘O'nda yaşıyor ve hareket ediyoruz; O'nda varız.’ Bazı ozanlarınızın belirttiği gibi, ‘Biz de O'nun soyundanız.’ “Tanrı'nın soyundan olduğumuza göre, tanrısal özün, insan düşüncesi ve becerisiyle biçimlendirilmiş altın, gümüş ya da taştan bir nesneye benzediğini düşünmemeliyiz. Tanrı, geçmiş dönemlerin bilgisizliğini görmezlikten geldi; ama şimdi her yerde herkesin tövbe etmesini buyuruyor. Çünkü dünyayı, atadığı Kişi aracılığıyla adaletle yargılayacağı günü saptamıştır. Bu Kişi'yi ölümden diriltmekle bunun güvencesini herkese vermiştir.” Ölülerin dirilmesiyle ilgili sözleri duyunca kimi alay etti, kimi de, “Seni bu konuda bir daha dinlemek isteriz” dedi. Bunun üzerine Pavlus aralarından çıkıp gitti. Birkaç kişi ona katılıp inandı. Bunların arasında kurul üyesi Dionisios, Damaris adlı bir kadın ve birkaç kişi daha vardı.

ELÇİLERİN İŞLERİ 17:10-34 KMEYA (Turkish Bible Old Translation 1941)

Kardeşler de Pavlus ile Silası geceleyin hemen Veriaya gönderdiler; onlar vardıkları zaman, Yahudilerin havrasına gittiler. Bunlar Selâniktekilerden daha necip idiler, ve bu şeyler böyle midir, diye her gün kitapları araştırarak sözü bütün yürekten kabul ettiler. İmdi onlardan çoğu, ve muteber Yunanlı kadınlarla erkeklerden epeyicesi iman ettiler. Fakat Pavlus tarafından Veriada da Allahın sözü ilân edildiği Selânikli Yahudilere malûm olunca, oraya da geldiler, ve halkı karıştırıp şaşırttılar. O zaman kardeşler Pavlusu denize gitmek üzre hemen gönderdiler; fakat Silas ve Timoteos daha orada kaldılar. Pavlusu götürenler onu Atinaya kadar getirdiler; ve bir an evel gelsinler diye Silas ve Timoteosa emir alarak gittiler. Pavlus Atinada onları beklemekte iken, şehri putlarla dolu görerek içinde ruhu hiddetlendi. İmdi havrada Yahudiler ve dindar adamlarla, ve her gün çarşıda rastgelenlerle mubahase ediyordu. Epikürî ve Stoikî filozoflardan bazıları da onunla mubahase ettiler. Ve bazıları: Bu geveze ne demek istiyor? başkaları da: Yabancı ilâhlar ilân eden bir adam görünüyor, dediler; çünkü İsayı ve kıyameti müjdeliyordu. Kendisini tutarak Ariopagosa götürüp dediler: Senin tarafından söylenen bu yeni öğretişin ne olduğunu anlıyabilir miyiz? Çünkü bizim kulaklarımıza bazı yabancı şeyler getiriyorsun; imdi bu şeylerin ne demek olduğunu bilmek isteriz. (Bütün Atinalılar ve orada oturan yabancılar yeni bir şey söylemek yahut dinlemekten başka şeyle vakit geçirmezlerdi.) Pavlus Ariopagosun ortasında durup dedi: Ey Atina erleri, ben sizi her şeyde çok dindar görüyorum. Çünkü ben dolaşıp tapındıklarınıza baktığım zaman, şu yazı ile bir mezbah da buldum: Meçhul Allaha. İmdi tanımıyarak tapındığınızı ben size ilân ediyorum. Dünyayı ve içinde olan bütün şeyleri yaratan Allah, gökün ve yerin Rabbi olduğundan, ellerle yapılmış mabetlerde oturmaz; mademki hepsine hayat, soluk, ve her şey veren kendisidir, bir şeye muhtaç imiş gibi, insanların ellerile ona hizmet olunmaz; ve muayyen vakitlerini ve meskenlerinin sınırlarını tayin ederek bütün yeryüzünde otursunlar diye insanların her milletini bir kandan yarattı; ta ki, Allahı arasınlar, ve kabil ise el yordamı ile onu bulsunlar; fakat o hiç birimizden uzak değil; çünkü biz onda yaşıyoruz, hareket ediyoruz ve varız; nasıl ki, sizin şairlerinizden bazıları da demişlerdir: “Çünkü biz de onun zürriyetiyiz.” İmdi Allahın zürriyeti olduğumuz için, ülûhiyet, insan sanatı ve hünerile oyulmuş altına, veya gümüşe, yahut taşa benzer sanmamalıyız. İmdi Allah cehalet zamanlarına göz yumdu; şimdi her yerde hepsinin tövbe etmelerini insanlara emrediyor; çünkü Allah bir gün tespit eyledi, o günde tayin ettiği adam vasıtası ile, dünyaya adaletle hükmedecektir; onu ölülerden kıyam ettirerek bütün insanlara teminat verdi. İmdi ölülerden kıyamı işittikleri zaman, bazıları eğlendiler, fakat başkaları: Bunun hakkında seni yine dinleriz, dediler. Ve böylece Pavlus onların ortasından çıktı. Fakat bazı adamlar ona katılıp iman ettiler; Ariopagos azasından Diyonisius, ve Damaris denilen bir kadın, ve onlarla beraber başkaları da bunlar arasında idiler.

ELÇİLERİN İŞLERİ 17:10-34 KKDEU (Kutsal Kitap ve Deuterokanonik Kitaplar)

Gece bastırınca kardeşler Pavlus'la Silas'ı hemen Veriya'ya gönderdiler. Pavlus'la Silas oraya gidince Yahudiler'in sinagoguna girdiler. Bu insanlar Selanik halkından daha aydın görüşlüydü. Yayılan sözü göze görünür bir içtenlikle benimsediler. Bildirilen konular gerçekten böyle midir diye her gün Kutsal Yazılar'ı araştırdılar. Böylece aralarından birçoğu iman etti. Bazı saygın Yunanlı kadınlarla önemli sayıda erkek de onların yanı sıra iman etti. Ne var ki, Selanik'te yaşayan Yahudiler, Tanrı'nın sözünün Pavlus aracılığıyla bu kez Veriya'da bildirildiğini duyunca, oraya da gittiler, halkı kışkırtıp ortalığı karıştırdılar. Kardeşler Pavlus'u hemen denize giden yola götürdüler. Ama Silas'la Timoteos orada kaldı. Pavlus'u götürenler kendisini Atina'ya kadar ulaştırdılar. Silas'la Timoteos hemen yanına gelmeleri için Pavlus'tan buyruk aldıktan sonra ondan ayrıldılar. Pavlus Atina'da Silas'la Timoteos'u beklerken, kentin bir uçtan öbür uca putlarla dolu olduğunu görünce, ruhu çok tedirgin oldu. Sinagogta Yahudiler'le ve Tanrı'ya tapanlarla, çarşı meydanında da her gün gelip geçenlerle tartışıyordu. Epikurosçu ve Stoacı filozoflardan bazıları da kendisine rastladılar. Bazı kimseler, “Kulaktan dolma bilgi getiren bu adam da ne demek istiyor yani?” diyorlardı. Başkaları ise, “Yabancı tanrıların propagandasını yapan biri olsa gerek!” dediler. Çünkü Pavlus İsa'ya ve ölülerden dirilişe ilişkin Sevindirici Haber'i yayıyordu. Kendisini tuttukları gibi Ariopagos'a getirdiler. “Yaydığın bu yeni öğretinin ne olduğunu öğrenebilir miyiz?” diye sordular, “Çünkü sen bizim kulaklarımıza yabancı gelen bazı sözler söylüyorsun! Bunların ne demek olduğunu bilmek isteriz.” Tüm Atinalılar da, bu kentteki yabancılar da yeni görüşler üzerine konuşmaktan ve dinlemekten başka hiçbir işle uğraşmazlardı. Pavlus Ariopagos'un orta yerinde durup şunları söyledi: “Atinalı arkadaşlar! Sizin her bakımdan dini bütün kişiler olduğunuzu görüyorum. Çünkü dolaşırken sizce dinsel önemi olan yerlere bakıyordum. Bu arada bir sunak gördüm. Üstünde bir yazı vardı: “BİLİNMEYEN TANRI'YA. “İşte bilmeden saygı gösterdiğiniz bu Tanrı'yı sizlere bildiriyorum. “Dünyayı ve onda bulunan her şeyi yaratan Tanrı, yerin ve göğün Rabbi olduğundan, elle yapılmış tapınaklarda yaşamaz. Bir şeye gereksinmesi varmış gibi O'na insan elleriyle hizmet de sunulamaz. Herkese yaşam, soluk ve daha başka her şeyi veren O'dur. Her ulusa bağlı insanları tek atadan yaratmış ve yeryüzünün her yanında yaşamalarını sağlamıştır. Onlara ilişkin belirlenmiş tarih dönemlerini ve yaşam sınırlarını O çizmiştir. Bunu Tanrı'yı aramalarını, araştırarak O'nu bulmalarını sağlamak için yaptı. O hiçbirimizden uzak değil. Çünkü yaşamımız, hareketlerimiz ve varlığımız O'ndandır. Ozanlarınızdan bazılarının da dediği gibi: “ ‘Bizler de O'nun soyuyuz.’ “Tanrı'nın soyu olduğumuza göre, Tanrı'nın öz varlığının insan sanatı ve düşüncesiyle işlenmiş altına, gümüşe ya da taşa benzetilebileceği sanısına kapılmamalıyız. Tanrı bu türden bilgisizlik dönemlerini görmemezlikten geldi. Ama şimdi her yerde bütün insanların tövbe etmesini buyuruyor. Çünkü görevlendirdiği bir adam aracılığıyla dünyayı adaletle yargılayacağı günü saptadı. O'nu ölüler arasından dirilterek tüm insanlığa kanıt sağladı.” Ölülerin dirilmesi konusunu duyunca kimisi alay etti; kimisi de, “Bu konuda seni başka bir kez yine dinlemek isteriz” dedi. Böylece Pavlus onların arasından çıkıp gitti. Ama bazı kimseler ona katılarak iman ettiler. Bunların arasında Ariopagos'tan Diyonisiyos, Damaris adlı bir kadın ve başkaları da vardı.